Yolculukta Tesbih ve Tevekkül
سُبْحَانَ الَّذِي سَخَّرَ لَنَا هَٰذَا، وَمَا كُنَّا لَهُ مُقْرِنِينَ، وَإِنَّا إِلَىٰ. رَبِّنَا لَمُنْقَلِبُونَ.
سُبْحَانَ الَّذِي سَخَّرَ لَنَا هَٰذَا وَمَا كُنَّا لَهُ مُقْرِنِينَ وَإِنَّا إِلَىٰ رَبِّنَا لَمُنْقَلِبُونَ
Ses yüklenemedi. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.
Biz şüphesiz Rabbimize döneceğiz (demelisiniz) . Ki, böylece onların sırtına binip üzerlerine yerleşince, Rabbinizin ni'metini anarak: Bunu bizim hizmetimize vereni tesbih ve takdis ederiz, yoksa biz bunlara güç yetiremezdik, diyesiniz.
Biçimi: Tesbih (Allah’ı yüceltme) ve bir ulaşım aracına (at, deve, otomobil, uçak) binerken insanın acizliğini kabul etme.
Şeyh Abdurrahman es-Sa'dî'nin tefsiri
“Ki böylece onların sırtlarına/güvertelerine çıkıp kurulasınız.” Bu buyrukla hem hayvanların sırtları hem de gemilerin sırtı kastetmektedir. Yani onlar üzerine yerleşesiniz, “sonra onların üzerine yerleşince de Rabbinizin nimetini” bu nimetleri size ihsan edenin nimetini itiraf edip “hatırlayasınız” ve böylelikle O’na övgülerde bulunasınız “ve şöyle diyesiniz: Bunları bize amade kılan (Allah), her türlü eksiklikten münezzehtir. Yoksa bizim bunlara gücümüz yetmezdi.”
Yani O, bizlere gemileri ve davarları amade kılmamış olsaydı, biz bunlara güç yetiremezdik. Ancak Yüce Allah, lütuf ve keremi ile bunları bize amade kılmış, boyun eğdirmiş ve onları elde etmenin yollarını kolaylaştırmıştır. Bundan maksat, Yüce Allah’ın sözünü ettiği nimetleri kullarına ihsan etmek sıfatına sahip olan o yüce Rabbin, ibadete yegane hak sahibi olduğunu, yalnız O’na boyun bükülüp yalnızca O’na secde edilmesi gerektiğini beyan etmektir. [14.
“Şüphesiz biz, Rabbimize döneceğiz.” Yine şöyle de diyesiniz: Şüphe yok ki bizler, ölümümüzden sonra Rabbimize dönecek, O’nun huzuruna varacağız.] *
İmam İbn Kesîr'in tefsiri
İbn Kesîr şöyle belirtir: “Sünnet, her yolculuğa ve sefere çıkarken bu ayetin okunmasını öngörür.”
Baghawî Tefsiri
“…onların sırtlarına ve güvertelerine yerleşesiniz diye…” Yüce Allah burada gemileri ve hayvanları açıkça anmamış, anlamı “şu” kelimesine bağlamıştır.
“…ona yerleştiğinizde Rabbinizin nimetini anasınız diye…” Bu nimet, O’nun karada ve denizde üzerinde yolculuk ettiğiniz şeyleri emrinize vermesidir.
“…ve şöyle diyesiniz diye: ‘Bunu bizim emrimize veren Allah’ı tesbih ederiz…’” Yani bunu bizim emrimize verdi.
“…hâlbuki biz buna güç yetiremezdik…” Yani bunu yapmaya gücümüz yetmezdi. Bir görüşe göre: Bunu yapamazdık.
“…Ve şüphesiz biz Rabbimize mutlaka döneceğiz!” Yani ahiret hayatında kesinlikle O’na döneceğiz.
Sahih-i Müslim’de (1342) İbn Ömer’den rivayet edildiğine göre, Hz. Muhammed deveye binerken üç defa “Allahu Ekber” der, ardından da bu ayetleri okurdu.