رَبَّنَا لَا تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ إِذْ هَدَيْتَنَا، وَهَبْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً، إِنَّكَ أَنْتَ الْوَهَّابُ. رَبَّنَا، إِنَّكَ جَامِعُ النَّاسِ لِيَوْمٍ لَا رَيْبَ فِيهِ، إِنَّ اللَّهَ لَا يُخْلِفُ الْمِيعَادَ.
رَبَّنَا لَا تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ إِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً إِنَّكَ أَنْتَ الْوَهَّابُ رَبَّنَا إِنَّكَ جَامِعُ النَّاسِ لِيَوْمٍ لَا رَيْبَ فِيهِ إِنَّ اللَّهَ لَا يُخْلِفُ الْمِيعَادَ
Ses yüklenemedi. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.
(Onlar şöyle yakarırlar:) Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize tarafından rahmet bağışla. Lütfu en bol olan sensin. Rabbimiz! Gelmesinde şüphe edilmeyen bir günde, insanları mutlaka toplayacak olan sensin. Allah asla sözünden dönmez.
Yapı: “Lâ تُزِغْ” (لَا تُزِغْ) yasaklama, “heb lenâ” (هَبْ لَنَا) ise dilek bildiren bir isteme ifadesidir. Bu, ilimde derinleşmiş âlimlerin (الراسخون في العلم) imanın korunması, şüphelerden ve bidatlerden sakınılması için ettikleri duadır.
Şeyh Abdurrahman es-Sa'dî'nin tefsiri
“Rabbimiz, Bizi doğru yola ulaştırdıktan sonra kalplerimizi saptırma” haktan batıla doğru meylettirme, çevirme; “bize katından” kendisi vasıtası ile hallerimizin ıslah olacağı “bir rahmet bağışla. Şüphesiz Vehhâb olan yalnız Sensin!” yani lütfu ve bağışı pek çok olan Sensin. İşte bu âyet-i kerime müteşabih buyruklar ile ilgili izlenmesi gereken yola bir örnek olarak gösterilebilir.
Şöyle ki Yüce Allah, ilimde derinleşmiş olan kimselerin kendisinden, kendilerine hidâyet verdikten sonra kalplerini saptırmamasını istediklerini bildirmektedir.
Başka bir takım âyet-i kerimelerde ise sapık kimselerin kalplerinin sapmalarına sebep teşkil eden hususları haber vermekte ve esasen bunun kendi kazandıkları ameller yüzünden olduklarını belirtmektedir: “Onlar sapıp eğrilince Allah da kalplerini saptırdı.” (es-Saff, 61/5); “Ve sonra yüz çevirip giderler, Allah da onların kalblerini ters çevirir.” (et-Tevbe, 9/127); “İlk defa ona iman etmedikleri gibi (yine iman etmezler) biz de onların kalplerini ve gözlerini (haktan) çeviririz (de onu ne görür ne de kavrarlar).” (el-En’am, 6/110) Buna göre kul, Rabbinden yüz çevirip O’nun düşmanları ile dost olur,
hakkı gördüğünde haktan yüz çevirir, batılı gördüğünde onu seçip tercih edecek olursa Yüce Allah kendisi için seçtiği şeye onu yöneltir, kalbini -sapmasının bir cezası olarak- haktan saptırıp uzaklaştırır. Bununla Allah o kimseye zulmetmiş olmaz. Aksine o kendi kendisine zulmetmiştir. O bakımdan kötülüğü çokça emreden nefsinden başka hiçbir kimseyi kınamamalıdır. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.
“Rabbimiz; kendisinde hiçbir şüphe olmayan bir günde insanları toplayacak olan muhakkak Sensin…” Bu, ilimde derinleşmiş onların sözlerinin bir devamıdır. Bu dua öldükten sonra dirilişin ve amellerin karşılığının verilmesinin ikrarı, tam bir yakîni ve Yüce Allah’ın mutlaka vaad ettiği şeyi gerçekleştireceğine imanı ihtiva etmektedir. Böyle bir iman ise bunun gereği olan ameli ve böyle bir güne tam bir hazırlığı beraberinde getirir. Öldükten sonra diriliş ve amellerin karşılığının görüleceğine dair iman kalplerin ıslahının esasıdır.
Hayra rağbet edip ona yönelmenin, şerden kaçınmanın da temelidir. Bunlar ise bütün hayırların başını teşkil etmektedir.
İmam İbn Kesîr'in tefsiri
İbn Kesîr, Peygamber Muhammed’in kalpleri çeviren Allah’a sık sık şöyle dua ettiğini belirtir: “Ey kalpleri çeviren! Kalbimi dinin üzere sabit kıl!”
Baghawî Tefsiri
Yüce Allah’ın şu sözü: “Rabbimiz! Kalplerimizi saptırma…” Yani ilimde sağlam olanlar şöyle derler: “Rabbimiz! Kalplerimizi saptırma”; başka bir deyişle, kalplerinde eğrilik bulunanların kalplerini saptırdığın gibi, bizi de haktan ve hidayetten uzaklaştırma.
“Bizi doğru yola ilettikten sonra…” Yani, Kitabında hem anlamı açık hem de birden fazla anlama gelebilen ayetlere iman ederek dinine uymamıza yardım ettikten sonra. “Bize katından…” Yani, bize katından ver.
“Bir rahmet…” Yani, üzerinde bulunduğumuz iman ve hidayet üzere kalmamıza yardım et ve bizi onda sabit kıl. Dahhâk şöyle demiştir: Burada rahmetten maksat bağışlama ve hoşgörüdür. “Şüphesiz Sen, çokça bağışta bulunansın!”
Yüce Allah’ın şu sözü: “Rabbimiz! Şüphesiz Sen insanları bir gün için toplayacaksın…” Yani, o Gün’ün (Kıyamet Günü’nün) gerçekleşmesi için. Bir görüşe göre “liyevm” ifadesindeki “lâm” harfi, “hakkında” anlamındadır.
“Onda hiçbir şüphe yoktur…” Yani, o Gün hakkında şüphe yoktur; bu, Diriliş Günüdür.
“Şüphesiz Allah vaadinden dönmez!” “Mî‘âd” (buluşma, belirlenmiş vade) kelimesi, “vaat etmek” anlamındaki “va‘d” kökünden, “mif‘al” kalıbında türemiştir.
Tirmizî’nin Sünen’inde (3522) Ümmü Seleme’den rivayet edildiğine göre, Peygamber’in onun evinde en sık yaptığı dua şuydu: “Yâ Mukallibe’l-kulûb, sebbit kalbî alâ dînik!” (Ey kalpleri çeviren! Kalbimi dinin üzere sabit kıl!)