رَبِّ اجْعَلْ هَٰذَا الْبَلَدَ آمِنًا، وَاجْنُبْنِي، وَبَنِيَّ، أَنْ نَعْبُدَ الْأَصْنَامَ. رَبِّ إِنَّهُنَّ أَضْلَلْنَ كَثِيرًا مِنَ النَّاسِ، فَمَنْ تَبِعَنِي، فَإِنَّهُ مِنِّي، وَمَنْ عَصَانِي، فَإِنَّكَ غَفُورٌ رَحِيمٌ. رَبَّنَا إِنِّي أَسْكَنْتُ مِنْ ذُرِّيَّتِي بِوَادٍ غَيْرِ ذِي زَرْعٍ عِنْدَ بَيْتِكَ الْمُحَرَّمِ. رَبَّنَا لِيُقِيمُوا الصَّلَاةَ، فَاجْعَلْ أَفْئِدَةً مِنَ النَّاسِ تَهْوِي إِلَيْهِمْ، وَارْزُقْهُمْ مِنَ الثَّمَرَاتِ لَعَلَّهُمْ يَشْكُرُونَ. رَبَّنَا، إِنَّكَ تَعْلَمُ مَا نُخْفِي، وَمَا نُعْلِنُ، وَمَا يَخْفَىٰ عَلَى اللَّهِ مِنْ شَيْءٍ فِي الْأَرْضِ، وَلَا فِي السَّمَاءِ الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي، وَهَبَ لِي عَلَى الْكِبَرِ إِسْمَاعِيلَ، وَإِسْحَاقَ، إِنَّ رَبِّي لَسَمِيعُ الدُّعَاءِ. رَبِّ اجْعَلْنِي مُقِيمَ الصَّلَاةِ، وَمِنْ ذُرِّيَّتِي. رَبَّنَا وَتَقَبَّلْ دُعَاءِ. رَبَّنَا اغْفِرْ لِي، وَلِوَالِدَيَّ، وَلِلْمُؤْمِنِينَ يَوْمَ يَقُومُ الْحِسَابُ.
رَبِّ اجْعَلْ هَٰذَا الْبَلَدَ آمِنًا وَاجْنُبْنِي وَبَنِيَّ أَنْ نَعْبُدَ الْأَصْنَامَ رَبِّ إِنَّهُنَّ أَضْلَلْنَ كَثِيرًا مِنَ النَّاسِ فَمَنْ تَبِعَنِي فَإِنَّهُ مِنِّي وَمَنْ عَصَانِي فَإِنَّكَ غَفُورٌ رَحِيمٌ رَبَّنَا إِنِّي أَسْكَنْتُ مِنْ ذُرِّيَّتِي بِوَادٍ غَيْرِ ذِي زَرْعٍ عِنْدَ بَيْتِكَ الْمُحَرَّمِ رَبَّنَا لِيُقِيمُوا الصَّلَاةَ فَاجْعَلْ أَفْئِدَةً مِنَ النَّاسِ تَهْوِي إِلَيْهِمْ وَارْزُقْهُمْ مِنَ الثَّمَرَاتِ لَعَلَّهُمْ يَشْكُرُونَ رَبَّنَا إِنَّكَ تَعْلَمُ مَا نُخْفِي وَمَا نُعْلِنُ وَمَا يَخْفَىٰ عَلَى اللَّهِ مِنْ شَيْءٍ فِي الْأَرْضِ وَلَا فِي السَّمَاءِ الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي وَهَبَ لِي عَلَى الْكِبَرِ إِسْمَاعِيلَ وَإِسْحَاقَ إِنَّ رَبِّي لَسَمِيعُ الدُّعَاءِ رَبِّ اجْعَلْنِي مُقِيمَ الصَّلَاةِ وَمِنْ ذُرِّيَّتِي رَبَّنَا وَتَقَبَّلْ دُعَاءِ رَبَّنَا اغْفِرْ لِي وَلِوَالِدَيَّ وَلِلْمُؤْمِنِينَ يَوْمَ يَقُومُ الْحِسَابُ
Ses yüklenemedi. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.
Hatırla ki İbrahim şöyle demişti: "Rabbim! Bu şehri (Mekke'yi) emniyetli kıl, beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut!" "Ey Rabbimiz! Şüphesiz ki sen bizim gizleyeceğimizi de açıklayacağımızı da bilirsin. Çünkü ne yerde ne de gökte hiçbir şey Allah'a gizli kalmaz." "İhtiyar halimde bana İsmail'i ve İshak'ı lütfeden Allah'a hamdolsun! Şüphesiz Rabbim duayı işitendir." "Ey Rabbim! Beni ve soyumdan gelecekleri namazı devamlı kılanlardan eyle; ey Rabbimiz! Duamı kabul et!" "Ey Rabbimiz! (Amellerin) hesap olunacağı gün beni, ana-babamı ve müminleri bağışla!" "Ey Rabbimiz! Ey sahibimiz! Namazı dosdoğru kılmaları için ben, neslimden bir kısmını senin Beyt-i Harem'inin (Kabe'nin) yanında, ziraat yapılmayan bir vadiye yerleştirdim. Artık sen de insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meyledici kıl ve meyvelerden bunlara rızık ver! Umulur ki bu nimetlere şükrederler." "Çünkü, onlar (putlar) , insanlardan birçoğunun sapmasına sebep oldular, Rabbim. Şimdi kim bana uyarsa o bendendir. Kim de bana karşı gelirse, artık sen gerçekten çok bağışlayan, pek esirgeyensin."
İbrahim’in güçlü dua dizisi: “icnebni” (اجْنُبْنِي — beni koru), “ic‘alni” (اجْعَلْنِي — beni kıl) ve “ığfir li” (اغْفِرْ لِي — beni bağışla) ifadelerini içerir. Şirkten korunma, namazda sebat etme ve müminler için bağışlanma dileme taleplerini bir araya getirir.
Şeyh Abdurrahman es-Sa'dî'nin tefsiri
Yani İbrahim aleyhisselam’ın şu güzel halini an! Hani “bir vakit İbrahim şöyle demişti: Rabbim! Şu” haram “beldeyi emniyetli kıl.” Allah da onun duasını hem şer’i yönden hem de ilâhi takdiri yönünden kabul etmiş ve şeriatte o beldeyi harem bölgesi kılmış, ilahi takdiri gereği de emniyetinin ve saygınlığının sebeplerini kolaylaştırmıştır.
Öyle ki zalim bir kimse, bu beldeye bir kötülük yapmak isteyecek olursa mutlaka Yüce Allah, Fil ashabına ve başkalarına yaptığı gibi onu perişan eder. İbrahim aleyhisselam şehrin emniyetli olması için dua ettikten sonra hem kendisi hem de çocukları için de emniyet dileğinde bulunarak şöyle demiştir: “Beni de oğullarımı da putlara tapmaktan uzak tut.” Yani hem beni hem çocuklarımı putlara ibadet etmekten, onlara meyletmekten uzak tut.
Daha sonra İbrahim, kendisi ve oğulları için korku duymasının sebebinin putlara tapmak sureti ile fitneye düşmüş ve bunlara müptelâ olmuş kimseler olduğunu söz konusu ederek şöyle demiştir: “Çünkü, Rabbim, onlar insanlardan birçoğunu saptırdılar.” Yani pek çok insan o putlar yüzünden saptılar.
“Artık kim” benim getirmiş olduğum tevhidde ve salih amellerin yanlızca âlemlerin Rabbi olan Allah’a ihlasla yapılması hususunda “bana uyarsa” tam bir uyum göstermesi dolayısı ile ve bir kavmi sevip onlara uyan bir kimse onlara katılmış olacağından “işte o, bendendir, kim de bana isyan ederse gerçek şu ki sen Ğafûrsun, Rahimsin.” Bu ifadeler, İbrahim aleyhisselam’ın ne derece şefkatli olduğunu ortaya koymaktadır. Çünkü o, isyankârlar için Allah’tan bağışlanma ve rahmet dileğinde bulunmuştur. Allah ise kullarına İbrahim’den daha merhametlidir.
O, ancak kendisine baş kaldırıp inatla isyan edenlere azap eder.
İbrahim, Hacer’i ve oğlu İsmail’i daha süt emmekte olan bir çocuk iken Şam topraklarından getirmiş, Mekke’de bırakmıştı. O sırada Mekke’de oturan hiçbir kimse yoktu. Ne ses verecek, ne de sese karşılık verecek kimse bulunmuyordu. İbrahim ikisini oraya yerleştirince Rabbine dua etti ve yalvarıp yakararak, O’na tevekkül ederek şunları söyledi: “Rabbim!
Ben zürriyetimden bir kısmını” hepsini değil, çünkü İshak da diğer çocukları da Şam’da bulunuyordu. Mekke’de yalnızca İsmail’i ve onun soyundan gelecekleri yerleştirmişti. “senin mukaddes evinin yanında ekin bitmez bir vadiye yerleştirdim.” Mekke toprakları ziraate elverişli olmadığından böyle söylemiştir. “Rabbimiz!
Namazı dosdoğru kılsınlar diye.” Yani sen, onları namazı dosdoğru kılan muvahhidler eyle. Çünkü namaz, dini ibadetlerin en özel ve en faziletlilerindendir. Onun dosdoğru kılan dinini de dosdoğru yaşar. “Artık sen, insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meylettir.”
Hem onları hem de onların yerleştikleri bu yeri sevsinler. Yüce Allah, onun duasını kabul buyurdu. İsmail’in soyundan Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’i çıkardı. O da onun soyundan gelenleri İslâm dinine, ataları İbrahim’in dinine davet etti.
Onlar da onun çağrısını kabul edip namazı dosdoğru kılmaya başladılar. İbrahim’in, yakınında zürriyetini yerleştirmiş olduğu mukaddes evi haccetmelerini onlara farz kıldı. Bu Ev’e kalpleri kendisine doğru çeken, şaşırtıcı bir sır verdi. Öyle ki onun ümmeti bu Ev’i sürekli haccettikleri halde bir türlü ona doyamamaktadır.
Hatta kul, oraya ne kadar çok giderse ona karşı duyduğu şevk o kadar artar, ona duyduğu özlemi ve onsuz edememe duygusu daha bir büyür. Bu da Yüce Allah’ın bu Ev’i kendi münezzeh zatına izafe etmesinden dolayıdır. “ve kendilerini birtakım meyvelerle rızıklandır, olur ki şükrederler.” Yüce Allah, onun bu duasını da kabul buyurdu. Her türlü mahsüllerden oraya getirilir oldu.
Mekke-i Mükerreme’de her zaman için çeşitli meyve ve mahsüllerin bol bol bulunduğunu, çeşitli rızıkların oraya dört bir yandan ardı arkasına geldiğini görüyoruz.
“Rabbimiz! Doğrusu sen, gizlediklerimizi de açığa vurduklarımızı da” hepsini, hem de bizden çok daha iyi “bilirsin.” Senden bildiğimiz ve bilmediğimiz hususlarda bilginin ve rahmetinin gereği olan şeyleri bizlere kolaylaştırmanı niyaz ederiz. “Zaten yerde ve gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz.”
Bunlardan biri de bu duadır ki bu duada İbrahim aleyhisselam’ın maksadı, alemlerin Rabbi olan Yüce Allah’a çokça şükretmektir.
“Bana ihtiyarlığıma rağmen İsmail’i ve İshak’ı bağışlayan Allah’a hamdolsun.” Çünkü bu, nimetlerin en büyüklerindendir. Özellikle çocuk sahibi olmaktan ümit kesme hali olan yaşlılıkta bu çocukların ihsan edilmesi, ayrı bir nimettir. Bunların salih birer peygamber olması ise daha büyük ve daha üstün bir fazilettir.
“Şüphesiz Rabbim duaları işitendir.” Kendisine dua edenin duasını çabucak kabul eder. Ben de O’na dua ettim ve benim umudumu boşa çıkarmadı.
40-41. Daha sonra İbrahim kendisine ve soyundan gelecek olanlara dua etti: “Rabbim, beni de zürriyetimden gelenleri de namazı dosdoğru kılanlardan eyle! Rabbimiz duamı kabul buyur! Rabbimiz! Hesabın görüleceği gün beni, ana-babamı ve bütün iman edenleri bağışla!”
Yüce Allah, onun bütün bu dualarını -babasına yaptığı dua müstesna- kabul etti. Babasına yapmış olduğu bu dua, ona vermiş olduğu bir sözden dolayı idi. Ancak babasının Allah düşmanı olduğunu anlayınca artık ondan uzaklaştı. *
İmam İbn Kesîr'in tefsiri
İbn Kesîr şöyle vurgular: “Namaz dinin temelidir. Bu sebeple İbrahim, kendisinin ve soyundan gelenlerin namazda devamlı olmaları için dua etmiştir. Anne babası için bağışlanma dilemesi ise babasının müşrik olarak öldüğü kendisine açıklanmadan önceydi.”
Baghawî Tefsiri
Yüce Allah’ın şu sözü: “…Hani İbrahim şöyle demişti: ‘Rabbim! Bu şehri…’” yani Mekke’yi.
“…güvenli kıl…” yani orada herkesin güven içinde olacağı bir yer yap. “…ve uzak tut…” yani koru.
“…beni ve oğullarımı putlara tapmaktan…” “Cennebe’ş-şey’e”, “ecn ebe’ş-şey’e” ve “ictenebe’ş-şey’e” ifadeleri aynı anlamdadır.
Birisi şöyle sorabilir: “Peygamber İbrahim, çocuklarının putlara tapmasından korunmuştu. Öyleyse bu dua ne kadar yerindedir? Ayrıca soyundan birçok kişi putlara tapmışsa, duasına karşılık verilmiş midir?”
Cevap: Bu dua, İbrahim’in korunmasının ve güçlendirilmesinin artırılması içindi. Soyu için ettiği duayla ise putlara tapmayan çocuklarını kastediyordu. Bir görüşe göre duasıyla, soyundan iman edenleri kastetmiştir.
“…Rabbim! Şüphesiz onlar insanlardan birçoğunu saptırdılar…” Yani birçok insanın hak yoldan sapmasına sebep oldular; böylece insanlar onlara tapmaya başladılar. Bu ifade, anlam bakımından ters çevrilmiş bir anlatımdır. Yüce Allah’ın şu sözü de buna benzer: “İşte bu, ancak şeytandır; dostlarıyla sizi korkutuyor…” (Âl-i İmrân suresi, 175. ayet).
Yani onları dostlarıyla korkutuyor. Bir görüşe göre sapma putlara nispet edilmiştir; çünkü onlar bu sapmanın sebebidir. Tıpkı birinin “Dünya beni aldattı” demesi gibi. Aldatma dünyaya nispet edilir; çünkü dünya fitneye düşmenin sebebidir.
“…Kim bana uyarsa, işte o bendendir…” Yani aynı din ve aynı yol üzerinedir.
“…Kim de bana isyan ederse, şüphesiz Sen çok bağışlayansın, çok merhametlisin!” Es-Süddî şöyle demiştir: Bunun anlamı, “Bana isyan edip sonra tövbe edeni…” şeklindedir.
Mukātil bin Hayyân şöyle demiştir: “Bana isyan edip şirkten daha küçük günahlar işleyeni…”
Bir görüşe göre İbrahim bunu, Allah kendisine şirki bağışlamadığını bildirene kadar söylemiştir.
Yüce Allah’ın şu sözü: “…Rabbimiz! Ben soyumdan bir kısmını yerleştirdim…” Buradaki “min” edatı, bir kısmı ifade eder. Ayetin anlamı şudur: Soyumdan bir oğlumu yerleştirdim.
“…ekinsiz bir vadiye…” yani içinde ekin ve su bulunmayan bir vadiye. Burası Mekke’dir; çünkü Mekke iki dağ arasındaki bir vadidir.
“…Senin dokunulmaz Evinin yanında…” Allah bu Evi “dokunulmaz” diye adlandırmıştır; çünkü bu Evin yanında, başka evlerin yanında yasak olmayan bazı şeyler yasaktır.
“…Rabbimiz! Namazı kılsınlar diye. İnsanlardan bazılarının gönüllerini…” “Ef’ide” kelimesi “fuâd” kelimesinin çoğuludur.
“…onlara meyleder kıl…” Yani onları özleyen, onlara yönelen gönüller kıl. Es-Süddî şöyle demiştir: Gönüllerini bu yere yönelt.
Mücâhid şöyle demiştir: Eğer “insanların gönülleri” deseydi, Farslar, Rumlar, Türkler ve Hintliler orada sizinle birlikte sıkışıp kalırlardı.
Saîd bin Cübeyr şöyle demiştir: Yahudiler, Hristiyanlar ve ateşe tapanlar sapkınlık içindedir; fakat İbrahim “insanlardan bazılarının gönülleri” demiştir ve bunlar Müslümanlardır.
“…ve onları meyvelerle rızıklandır…” Tıpkı su bulunan yerleşim yerlerinin halkını meyvelerle rızıklandırdığın gibi. “…umulur ki şükrederler!”
“…Rabbimiz! Şüphesiz Sen bizim gizlediğimizi ve açığa vurduğumuzu bilirsin…” Yani yaptığımız işleri.
İbn Abbâs ve Mukātil şöyle demişlerdir: İsmail’in ve annesinin, onları yerleştirdiğim ekinsiz vadide bulunmalarını kastediyordu.
“…Yerde ve gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz!” Bir görüşe göre bunların tümü, İbrahim’in sözünün devamıdır.
Müfessirlerin çoğunluğu ise “…Yerde ve gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz!” ifadesinin Yüce Allah’ın sözü olduğu görüşündedir.
“…Kendisine yaşlılık çağımda…” Yani yaşlanmış olduğum sırada bana verdi.
“…İsmail’i ve İshak’ı bağışlayan Allah’a hamdolsun! Şüphesiz Rabbim duayı işitendir!” İbn Abbâs şöyle demiştir: İsmail, İbrahim doksan dokuz yaşındayken; İshak ise İbrahim yüz on iki yaşındayken doğdu.
Saîd bin Cübeyr şöyle demiştir: İbrahim’e, İshak’ın doğacağı müjdesi verildiğinde yüz on yedi yaşındaydı.
“…Rabbim! Beni namazı dosdoğru kılanlardan eyle…” Yani namazı bütün rükünleriyle ve vaktinde kılanlardan eyle.
“…ve soyumdan da…” Yani soyumdan namaz kılan kimseler var et.
“…Rabbimiz! Duamı kabul et…” Yani amelimi ve ibadetimi kabul et. Burada ibadet “dua” diye adlandırılmıştır. Bir görüşe göre bunun anlamı, “Duama karşılık ver” şeklindedir. “…Rabbimiz! Beni ve anne babamı bağışla…”
Birisi şöyle sorabilir: “Anne babası mümin olmadıkları hâlde İbrahim onlar için nasıl bağışlanma diledi?” Cevap olarak annesinin iman ettiği söylenmiştir. Bir görüşe göre İbrahim, onların Allah’a teslim olup tövbe etmeleri hâlini kastetmiştir. Bir başka görüşe göre bunu, babasının durumu kendisine açıklanmadan önce söylemiştir.
Allah, Tevbe suresinde, yakın dostunun babası için bağışlanma dilemesine dair mazeretini açıklamıştır. “…ve müminleri…” Yani bütün müminleri bağışla.
“…hesabın görüleceği gün…” Yani hesap ortaya çıkıp açığa çıktığında.
Bir görüşe göre kastedilen, insanların hesap vermek üzere huzura çıkarılacağı Hesap Günü’dür. Hesap Günü ifadesinde “insanlar” kelimesi zikredilmemiştir; çünkü kastedilenin kim olduğu zaten açıktır.
Sahih Müslim’de (№ 2697), Ebû Hüreyre’den, müminin anne babası ve din kardeşleri için ettiği duanın Yüce Allah tarafından kabul edildiği rivayet edilmiştir.